Carnivora Dişleri

Carnivorların çeneleri otçulların aksine, daha yuvarlak bir condyle sahiptir ve çene hareketini birkaç farklı kasla sağlamasına karşın, en önemlisi temporal kastır. Bu kasın en güçlü olduğu türler köpek ve sırtlan gibi kemik kırmak için özelleşmiş dişlere sahip olan türlerdir (Hillson, 1990).

Karnasiyal Diş Yapısı (Ewer, R. F., 1973)

Eti sıyırarak beslenen (özellikle leşlerden parça koparan) türler için dişler özelleşerek kırma, kesme ve saplama gibi hareketleri yapmaya yönelik özellikler kazanılmıştır. Hemen hemen tüm türlerde incisor dişleri küçük, dar bir yapı gösterir. Canine ise incisorlerin aksine oldukça kuvvetli, uzundur. Premolarlar sivri ve keskindir. Molar dişleri ise dar taçlı olabildiği gibi geniş taçlı da olabilir, ayrıca sivri çıkıntıları vardır. Carnivora takımında ursidae ailesi hariç çenedeki en önemli özellik alt birinci molar ile üst dördüncü premolar arasındaki makas gibi çalışan karnasial dişlerdir (Demirsoy, 2003). Bu iki diş daha çok eti kesmek için, diğer molar dişler ise daha çok kemik gibi sert maddeleri parçalamak için kullanılır. Bazı premolar ve molar dişlerde körelme gözlemlenebilir.

 

Karnasyal dişler tüm carnivora aileleri için oldukça önemlidir. Örneğin bir kedinin yanak dişlerini incelersek, ister aslan isterse evcil bir kedi olsun, en önemli özelliğin et dilimleyici, üst ve alt karnasyallerin (üst P4 – alt m1) makas şeklinde çalışmasıdır. Bu iki dişin kilitlenme özelliğinden dolayı da mandibula ruminantlardaki gibi sağa sola kaydırılamaz.

 

Diğer premolar dişler nispeten daha az önemlidir denebilir. Köpeklerde de karnasyal dişler vardır, ancak kedilere göre sadece karnasyal dişlerin önünde daha fazla premolar ve arkasında kırıcı azı dişleri ile güçlendirilmiş bir çene yapısı mevcuttur. Bu nedenle köpekler gıda işleme konusunda uzmandır. Sırtlanlar da ise uzmanlaşma neredeyse tamamen tersidir. Dev, konik, kemik kıran dişlerin gelişmesiyle avladığı hayvanları karkas olarak yiyebilirler. Örneğin günümüzde Afrika’daki benekli sırtlanlar, bir zebranın kemiklerini ve hepsinin tüm karkaslarını yiyebilir, kemiklerle birlikte etleri de dilimledikleri için evrimsel olarak karnasyal dişleri de kaybetmemişlerdir (Turner, 1997).

 

Carnivora takımı içerisindeki karnasyal özellik belli bir aileyi kapsamaz. Fakat bu özellik, doğada geniş ekolojik nişleri dolduran bu takımda ursidae ailesi dışındaki tüm ailelerde farklı derecelerde görülür. Gerçek carnivor grubu (Felidae, Mustelidae), “generalist grup”(canidae ailesi), böcekçil olarak beslenen (Herpestidae), firavun faresi, leşçil-kemiklerle beslenen (Hyena) sırtlanlarda beslenme tarzına bağlı farklı seviyelerde görülür. Örneğin sırtlanlarda dişin yüzeyi genişleyip, karnasyal kesicilik azken, gerçek carnivor olan kedigillerde karnasiyal kesicilik maximuma ulaşmış, dişlerin yüzeyleri daralmıştır (Turner 1990).

Hyena Karnasiyal Dişlerin Görünümü

Kedigiller (felidae) ailesi (flesh besin) üyelerinde ilk premolarlar (2-3 nolu premolar) ve arkadaki molar dişler (m2-m3) kaybolmuştur. Fakat kesici dişler özellikle üst incisorler çok basit formdadır. Özellikle birinci ve ikinci kesici dişler (I1 ve I2 dikdörtgen şeklindedir ve üstten bakıldığında önden arkaya doğru basıktır. I3 ise diğer incisorlere göre daha büyük bir yapı gösterir.

Felidae (Nimravidae) Üst Karnasiyal Görünümü

Üst canine alt canine dişine göre daha büyüktür ve bu büyüklük alt dişe göre kıyaslanmayacak kadar bellidir. Mandibulada ise, Alt kesici dişler ilk incisorden 3. incisore doğru büyümektedir. Mandibular canine ise üst canine dişine göre daha küçük olmasına karşın aynı şekildedir. Bunun yanı sıra biraz daha sivri ve kavisli bir yapı sergiler. Gövdesel olarak daha geniş fakat daha yüksek değildir (Ginsburg, 1999). Premolar dişlerde ise durum biraz daha farklıdır. Üst premolar dişler genelde iki köklü önden arkaya doğru büyüyen bir form gözlemlenir. Birinci premolardan 3. premolara doğru komple basit bir yapı gözlemlenir.

 

Genelde kökler iki köklüdür ve kısadır. Birinci premolar dişlerden 3. premolar dişlere doğru büyüyerek gelen bir form gözlemlenir. Fakat birinci premolar dişin kökü birleşiktir ve tek bir büyük kök boşluğu içine oturur. Maxillada ise durum biraz daha farklıdır. 4. premolar diş alttaki premolar dişlere göre oldukça farklıdır. Alttaki (mandibular) en iri premolara göre bile çok daha iridir, hatta yaklaşık iki katıdır. Bunun yanı sıra iki köklüdür. Üst P4 için en önemli ve yüksek tüberkül protokondur.

 

Genel olarak daha küçük bir parasitil, ayrıca daha uzun bir metasitil mevcuttur. Dişin anterolingual kenarında protokon vardır. Metasitilin labial kısmı ortada parakonla birleşir ve oldukça keskin bir sırt halini alır. Mandibulada ise birinci premolardan dördüncü premolara doğru büyüme gözlemlenir. Bunun yanı sıra hemen hemen tüm premolarlarda linguale doğru bir genişleme söz konusudur.

 

Birinci premolar oldukça küçüktür ve dişin tüberkülü anteriordadır. İkinci ve üçüncü premolarlarda ise yine anterior bir sırtın yanı sıra iki ayrı cingulum (lingual ve posteriorda) bulunur. Dördüncü premolar ise morfolojik olarak üçüncü premolara oldukça benzemesine rağmen çok daha büyüktür (Akçay, 2014). Üst birinci molar oklüzyalden bakıldığında üçgen bir formdadır. Her bir köşeye oturan ayrı üç tüberkülü vardır. İki büyük tüberkülden parakon metakon’dan daha büyüktür. Her iki tüberkülün de lingual yüzeyi keskindir.

 

Üçüncü ve nispeten daha küçük olan protokon ile parakon arasında çok uzun olmayan bir cingulum vardır. İkinci molar tıpkı birinci molara benzer fakat ikinci molardaki cingulum daha geniş ve protokonun etrafını sarar şekilde uzanır. Bu uzunca cingulumdan dolayı okluzyalden bakıldığında üçgen bir görünüm yoktur. Üçüncü molar ise boyutu küçülmüş ve yüksekliği azalmıştır (Akçay, 2014). Mandibular birinci molar ise uzun bir yapı gösterir ve nispeten yüksektir. Ön kısımda yanağa bakan iki tüberkül (protokonid, parakonid) arası dile bakan tarafta (lingual) küspit mevcuttur. Alt birinci molarda metakonid en küçük, protokonid ise en yüksek tüberküldür.

 

Protokonid ile parakonid sınırında dördüncü premoların arka tarafında kesikin bir giriş mevcuttur. Birinci moların talonidinin arkasında, yani distali daha alçak ve kısadır. Buccal tüberkül ise hipokonid ve entokonid, talonidin dile bakan kısmındaki duvardan daha küçük oluştuğu için iç kısımda daha yüksek görünümdedir. Fakat daha gelişmiş türlerde talonid ile metaconid oldukça küçülmüştür. Bu karmaşık yapı ikinci molar dişte de aynı şekilde kendini gösterir.

 

Ayrıca ikinci moların yapısı birinci molardan daha küçüktür. Trigonid ise çok alçaktır, hatta kaybolmuş bir metakonid ve parakonid seviyesindedir. Üçüncü molar ise ikinci molardan daha küçüktür (Akçay, 2014). İncisorler (kesici dişler), köpek dişleri (canine dişleri) ve premolarlar genellikle avlarını yakalamak için kullanılan dişlerdir. Geriye kalan molar dişler ise farklı tüberküllerle kesme ve parçalama işlevi görür (Akçay, 2014).

Generalist ve Hipercarnivor Arası Değişkenlik Gösteren Özelleşmeyi Anlatan
Diş Yapısı (Holiday, 2007)

Etle beslenmek için özelleşmiş olan hipercarnivor olarak adlandırılan grubun az miktarda da olsa bitki yediği bilinmektedir. Bunun yanı sıra “generalist” olarak adlandırılan grup ise hipercarnivor gruptan daha fazla bitki ile beslenirler. Ama bu oranlar arasındaki fark %10-20’yi geçmez. Bunun en önemli göstergesi ise alt ikinci ve üçüncü molarla üst ikinci molardaki küçülme, hatta yok olma olarak değerlendirilebilir.

 

Bunun yanı sıra diş serilerini kaybetmeye başlayan bu türlerde kafatası ve mandibulada küçülmeler de göze çarpar. Bu değişimlerin de aslında ısırma kuvveti ya da gücünden kaynaklandığı düşünülebilir. Fakat fosil türlerin fazlalığı ve birçoğunun diyet bilgilerinin de net bilinememesinden dolayı hipercarnivormorf ve hipercarnivor terimleri ortaya atılmıştır. Aralarındaki en önemli farklılık ise beslenme şekli ile morfolojik yapısı örtüşen taksonların hipercarnivor olarak adlandırılmasıdır (Akçay, 2014).

Bir önceki yazımız olan Carnivorların Anatomisi başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

yorum Yap