Depremlerin Önceden Kestirilmesi

Sismologların en önemli toplumsal amaçlarından biri deprem tahminidir. Doğru şekilde yapılacak bir deprem tahmini ile hem maddi hem de manevi kayıpların önüne geçilebilir. Fakat uzun süren çalışmalara rağmen bu amaç henüz tam olarak gerçekleştirilememiştir. Bununla birlikte bir depremi önceden tahmin etmeye yarayan gelişmeler elde edilmiştir. Aynı zamanda deprem tahmini farklı olayları içeren bir araştırma konusudur. Yapılan tahmin, bir depremin yerini, zamanını ve büyüklüğünü doğru olarak verdiğinde başarılıdır. Tahminler genellikle üç parametreye bağlı olarak sınıflandırılır. Bunlar;

 

1)   uzun dönem,

2)   orta dönem,

3)   kısa dönemdir.

 

Tahmin edilen depremin yerinin, zamanının ve büyüklüğünün doğruluğu tahminin tipi ile değişir. Uzun dönem tahminler, kent planlamasını etkileyebilir, bir depremin etkisini en aza indirebilir. Orta dönem tahminler acil hazırlıkları ve planlamaları geliştirebilir. Son olarak kısa dönem tahminler, tahliye yöntemlerinin belirlenmesine ve bir depremle yıkılabilecek endüstri bölgelerinin belirlenmesine yardımcı olur.

depremlerin kestirilmesi

Doğal olarak tahminler sosyal bir uygulamadır ve tamamen bilimsel bir çaba olarak tahminleri nitelendirmemek gerekir.

 

Uzun dönem tahminler, büyük oranda segmentasyon, tekrarlanma aralığı ve en son depremin zamanı gibi fay özelliklerinin belirlenmesine dayanır. Sismik boşlukların belirlenmesi uzun dönem tahmine bir örnektir. Orta ve kısa dönem tahminler ise haberci olaylara dayanır.

 

Bununla depremle sonuçlanan gerilme birikiminin neden olduğu gözlenebilen değişiklikler düşünülmelidir. Deformasyonun fonksiyonu olarak kaya değişiminin hacimsel değişimleri gözlenmektedir. Bu değişimleri anlatan modeller, dilatasyon modelleri olarak bilinir. Laboratuar çalışmalarında, ilk kez Bridgham (1949) tek eksenli yüklerin etkisinde kalan kayaların gerilme deformasyon değişikliğine maruz kaldığını göstermiştir.

 

İlk yükleme basit-katı elastisiteden beklenenden daha yoğun şiddet üretir. Buna sebep olarak mikro çatlakların kapanışı düşünülmektedir. Bu çatlaklar kapandıktan sonra bir katıdan beklenildiği gibi gerilme-deformasyon ilişkisi doğrusal olur. Yaklaşık olarak kırılma gerilmesinin yarısı kadar bir gerilmede kayalar tipik olarak genişler veya büyür.

 

Kumsalda ıslak kum üzerinde yürümek bu davranışa basit bir örnektir. Kum üzerinde yürümek sıkı-tane haldeki kumu rahatsız eder ve kısa bir süre için bölgesel gözeneklilik artışından dolayı kum satürasyona uğrar. Kayalarda bu elastik olmayan hacim artışı kayanın her bölgesinde mikro çatlakların gelişmesi ile açıklanabilir. Sonuçta bu mikro çatlaklar birleşerek hacim artışına neden olurlar.

 

Şekil 20 kuru ve ıslak dilatasyon modelleri için beklenen fiziksel parametre değişimlerini göstermektedir. Burada, sismologların ölçebildiği birkaç fiziksel parametrelerin  tahmini değişikliği görülmektedir. Örneğin her iki model sismik hızdaki değişimleri tahmin etmektedir. Dilatasyon safhalarının başlangıcında çatlakların gelişimi elastik modülleri azalttıkları için buna neden olmaktadır. Laboratuar ölçümlerimden bu çatlakların a’ yı b’ dan daha fazla etkilediği anlaşılmaktadır. a/b oranında %20-10 oranında düşüş meydana gelmektedir. Bu safha boyunca kara yükselmesi ve arazi eğimi beklenmektedir. Sonraki safhada hız oranı, ya çatlakların su saturasyonu ya da porozitenin (gözeneklilik) sona ermesinden dolayı normale dönmektedir.

 

Tahmin edilen diğer önemli değişiklik ise radyoaktif radon gazının emilme (emisyon) seviyesidir. Radon jeokimyasal belirtiler olarak bilinen gruba yalnızca bir örnektir. Bütün jeokimyasal haberciler yeraltı suyuyla ilgilidirler ve çözülmüş iyon ve gazları içermektedirler. Önceleri yeraltı suyu anomalileri en önce ve en çok rapor edilen deprem belirtileri arasında yer almaktaydı.

 

300 yıl kadar önce Japonya’ da kuyularda ve kaynaklarda sıcaklık ve tattaki değişikler büyük depremlerden önce belirlenirdi. Birçok sismolog büyük depremlerden önce dilatasyonun son safhasında mikro çatlakların yer altı suyu gaz konsantrasyonunda ve iyonda artışa neden olduğuna inanırlardı. Genişleyen kayalarda ilgili laboratuar çalışmaları kırılmadan önce porozitenin %20’ den %40’ a kadar arttığını göstermiştir.

 

Taze kaya yüzeylerinde erime ve başkalaşma yeraltı suyundaki iyon konsantrasyonunu önemli derecede arttırabilmektedir. Radyumun radyoaktif bozulmasıyla oluşan radon gazı durumunda, taze çatlaklar daha fazla gaz çıkışına izin vermektedir Birçok belirtileri radon gazı anomalisi olası depremden birkaç hafta önce ortaya çıkmaktadır. Radon kolayca ölçüldüğü için yaygın olarak kullanılmaktadır. Diğer gaz anomalileri hidrojen ve helyum içermektedir.

Bir önceki yazımız olan Deprem Büyüklük Parametreleri başlıklı makalemizde deprem parametreleri, enerji ve magnitüd hakkında bilgiler verilmektedir.

You might also like More from author

Leave A Reply

Your email address will not be published.